True Blood Sonrası “Thank You”

Kocaman bir nefes alıp, başladım True Blood’ın finalini seyretmeye. İçim el vermiyor sevgili okur, bu yıl kaçıncı final yapan dizi var. Daha The Killing’i bile bitiremedim. Bitmelerini istemiyorum çünkü. Hele True Blood. 7 yıllık bir macera. Bak buradan da Buffy ile ortak noktaları daha çıktı. True Blood’a vampir dizisi olduğu için başlamıştım. Malum Buffy ve Angel bitmiş, deli divane gibi vampir dizisi arıyoruz. Tabi o dönemlerde Twilight patlamış, millette bir vampir aşkı, herkes vampir meraklısı. Başladılar vampir kitaplarını dizi/film yapmaya. The Vampire Diaries yapıldı, hemen o yaz True Blood HBO’da arz-ı endam etmeye başladı. Alan Ball dizisi olduğu için ergen vampir dizisi olmayacağı anlaşılıyordu. Buyuk bir istekle başladım izlemeye. Baslayis o baslayis, 7 sezondur her yaz baslasa artik diye gunler haftalar aylar saydim. Ve nihayetinde kacinilmaz sona geldik. Son sezon huup dedik gecti. Bana göre güzel birfinal yaptı.

image

Spoiler içeren bilgiler aktaracağım. Bill’in ölmesi sezon başından belliydi, yine de insanın içi böyle bir hüzün kaplıyor be. finalin çekimleri çok başarılıydı, söylemeden edemeyeceğim özellikle Sookie ve Bill’in son sahneleri muhteşemdi. Tebrikler, tebrikler. Son sahneler Buffy’nin Becoming bölümünü hatırlattı bana, çok duygusala bağladım. Nitekim Bill huzuruna kavuştu. Jessica ve Hoyt’un evliliği benim için pasta kremasıydı. Geçen sezon bekledim Hoyt’u ama getirmediler. Bu sezon gözlerim arıyordu ve bu sevimli ikiliyi tekrar birleştirip hatta evlendirip çok güzel hareketler yaptılar. sookie’nin kocasının yüzünü göstermemeleri hoşuma gitti. Evet artık Sookie’nin hayatında yeni biri var ama finalde yeni bir yüz göstermeyerek Sookie’nin eski günlerine bağlı olduğunu anlatmışlar. Bu açıdan “yeni kocadan” nefret edemiyoruz. 

image

Eric ve Pam’i unutmayalım. Baba - kız ilişkisinden de öte bir ilişkileri vardı. Malum akraba değiller, vampir döngüsüyle birbirlerine bağlılar. Bill ve Jessica tam baba - kız ilişkisini aktarıyordu. Ama Pam ve Eric hep farklıydı. Onlarda kendilerine yakışır bir son buldular.
Final herkes için mutlu bitti. Aslında hepsinden teker teker bahsetmek, konuşmak, a şu vardı bu vardı demek istiyorum, hepsine kalbim dayanır mı emin değilim.
Jason’ı ilk sezonlarda hiç sevmedim. sevene şööyle bir baktım. Nesi seviliyor bu adamın diye. Sonlara doğru bende bir Jasoncılık başladı. sormayın ki gitsin. Hele ki Ryan Kwanten’ın Avustralyalı olduğunu öğrenince hepten sevgi pıtırcığı oldum. Şöyle geriye baktığımızda ilk sezondan son sezona doğru Jason iyiye doğru gitti. Gördüğüm her sahnede kahkahayı patlatmaya başladım. Komik adammış Jason.

image
Lafayette, başından beri favorimdi. Bu sezona şöyle bir bakında evet bomba sahneleri oldu ama sanki biraz geri planda kaldı gibi geldi. Hatta final bölümde tek doğru düzgün bir repliği olduğunu bile hatırlamıyorum. Biraz kırıldığımı itiraf edeyim, ama TB’nin en özel karakterlerinden biri olarak aklımda kalacak. 
Andy, Arlene, Holly, Alcide, Steve Newlin, Sam, Sarah, Russel Edgington bu karakterlere son bakışımızdı. He bak bir tek Tara’yı hiçbir zaman sevemedim, valla sezon başında ölmesi beni hiç üzmedi. 

image

True Blood ucu açık bir şekilde bitti aslına bakıldığında. New Blood’ın fikri ilk ortaya atıldığında dedim “New Blood adı altında spin off yapsınlar.” Etrafta bazı dedikodular dönüyor, Eric spin offu olacak diye. New Blood konusunda haklı çıkabilirim. Umarım haklı çıkarım. More Eric, more Pam.

Bugün son kez o jeneriği izledim, son kez bu karakterleri görüp veda ettim. Şöyle bir yutkundum. Evet True Blood miladını doldurmuştu, artık daha ne kadar farklı yaratık ekleyebilirlerdi ki? Güzel bir yerde final yaptılar. Benim hoşuma giden bir final oldu, karakterlere istediğim şekilde veda ettim. Final bölümle “Thank You” dediler ben de onlara iletiyorum. #TrueToTheEnd 

image

Amphibious Zoo - Truth Is No

What Is Love aşkına

İşten yorgun argın gelinmiş “Yarın nasıl olsa geç gideceğim.” mantığı ile hareket edip daldım “sosyal” aleme. Buzzfeed’e bakarken 90’lara ait 30 maddelik şarkı listesi yayınlamışlar. 90 çocuğuyuz bakmamak olmaz. İlk sıradan başladım dinlemeye. Dakika bir gol bir, içte bir şeyler sızlamaya başladı. Şöyle bir listeye göz atayım dedim başka neler var. İşte tam orada karşıma çıktı. Kalbim pırr pırr etti. 27 numara Haddaway’den What Is Love.

Bu şarkının yeri bende çok büyüktür. Sonradan anladım bendeki anlamını. Ne zaman dinlesem, aklıma hep üniversite geliyor. Daha doğrusu tiyatro. Khastt’de geçirdiğim zamanlar. Bu şarkı aynı zamanda bizim topluluğun marşı gibi bir şeydi. Bundan sebeptir akıllara repliklerin üşüşmesi, sahneler, provalar, turneler. En önemlisi de aramızdaki dostluk. Hafta içi çalışmalarda akşam 7 gibi bitirirdik, ben 9’a doğru anca eve giderdim. İşte o eve dönüş yolunda bu şarkıyı başa sarıp dinlerdim. Tamam bahsettiğim yıllar 2000’ler ama ben bu döneme anlamlandırdım. En çok içimi cız ettiren bu parça. Dokunsan ağlayacak moda getirir. Mentis, Estelle, Urania, Lamia, Garcin, 1. Vatandaş, Garson… ve daha o yıllarda hayatıma girmiş karakterler. Bu satırları yazarken şarkının şu kısmına denk geldi.

I want no other, no other lover
This is our life, our time
We are together, I need you forever
Is it love?

Lovedır arkadaş lovedır. O yıla olan lovedır, o döneme, o topluluğa, o dostluğa olan koccaman bir sevgi ve özlemdir. Şu şarkı sonrası içimi bir görsen çız bız olmuş gidiyor heyhat. 

Sizde biraz iç sızlatmak isterseniz buyrunuz linki buradadır:

http://www.buzzfeed.com/briangalindo/30-songs-from-the-90s-that-instantly-put-us-in-a-good-mood#1dmy5nw

There is a place where the malformed find grace. Where the hideous can be beautiful. Where strangeness is not shunned, but celebrated. This place is the theatre.

posted 2 months ago / with 0 notes /

My Reactions to The Purple Wedding

tumblr_inline_n415xkvtZu1qka5xo.gif (245×199)

image

image

image

More Minion Joy!

image

image

image

image

How I Met Your Mother Finali Ardından

How I Met Your Mother’ı izleme sebebim yıllarca Willow olarak izlediğim Alyson Hannigan’ın rol almasıydı. Cnbc-e’de HIMYM yayınlanmaya başladığı dönem Kitchen Confidential da yayınlanacaktı. Bu dizide Nicholas Brendon aka Xander oynuyordu. “Heh” dedim “Buffy’nin yokluğunu orada oynayan oyuncuların yeni dizileriyle hafifletmeye çalışırım.” demiştim. İkisini de izlemeye başladım. HIMYM daha ilk bölümden beni sarmıştı. Kitchen Confidential’ı birkaç bölüm izledim Nicholas hatırına ama yürümedi. Zaten sonra iptal edildi dizi. HIMYM öyle değildi. Alyson için izlemeye başladığım dizi artık vazgeçilmezlerim arasına girmişti. Lost izlermiş gibi anne hakkında ipuçları toplamaya başladım. Barney ve Robin lütfen lütfen lütfen birlikte olsun dedim. 9 sezon boyunca ne yaptılar ne ettiler izledim. Neil Patrick Harris, Emmy alsın istedim. Özellikle 5. sezonda. Robin’e aşık olduğu sezon, bakışları, Barneylikleri çok sevdim sevgili okur. Son sezonlara doğru izleyiciler isyan etmeye başladı. Dediler artık eski tadı vermiyor, bunun yol yol değil, Friends çakması, bu espriler bayatladı. Ben dinlemedim yine izledim. Severek izledim hemde. O bayat esprilere güldüm. “Barney ve Robin kavuşacaklar biliyorum, sakin.” dedim. Ta ki bu sezona kadar. Bu sezon artık canıma tak etti. 8. sezon sonunda nihayet anneyi gördük. “Heh 9 legendary olacak.” dedim. Olamadı. Bir sezon boyunca, tam bir sezon boyunca Robin ve Barney’nin evlenmesini bekledik. Sezon aynı mekanda ve geçmek bilmeyen zaman diliminde yaşandı. 22. bölümde nihayet Barney ve Robin evlendi. Benim için her şeyden değerliydi onlar, anneden bile. Favori shiplerim arasında öndedirler. Benim için önemli olan onların geleceğiydi, en çok meraklandıran.

Peki final ne oldu? Tam bir fiyaskoydu. Barney ve Robin boşandılar. Sen sezonlar boyu peşinde koş, bir darıl bir barış. Bu da yetmedi koskaca bir sezonu 9. sezonu bu ikisinin düğününe ada. Sonra git boşan. Tabi canım memnuniyetle. A tabi bir de annemiz öldü ki ben anneyi çok sevmiştim. Doğru tercih olmuş dedim. Hele o finaldeki sarı şemsiyenin altındaki sahne yok mu? Son future Ted “And that, kids… is how i met your mother.” demez mi. İşte orada bitmeliydin ey HIMYM. Neden orada bitmedin? Zaten beni mahvettin Barney ve Robin’i ayırarak. Ve dayanamadın gittin Ted ve Robin’i birleştirdin. NEDEEEEENNN?? 

En çok ne kalbimi ağrıtıyor biliyor musunuz, ekibin çıkıp yüzünde gülücüklerle “Hehhe bu da bizim finalimiz, çok şekeeer. Harika değil mi?” demeleri. Bunun gerçekten güzel olduğuna inanıyor musunuz Carter Bays ve Craig Thomas? Hele sen Alyson! Gerçekten buna final mi diyorsun? Yazık değil mi bu anneye, bize? Bu kesinlikle hak ettiğimiz final değildi. Bir dizi beni bu kadar hayal kırıklığına uğratabilirdi. Hiç beklemezdim senden ey How I Met Your Mother. Seni güzel zamanlarınla hatırlayacağım, emin olabilirsin. 

Tardis Cafe

İnternette fotoğraflarına bakıp “Keşke böyle yerler Türkiye’de de olsa.” dediğim bakıp bakıp yurt dışındaki insanları kıskandığım cafedir. Hangi baba yiğit çıkıp “Tardis Cafe açıyorum, her şey Doctor Who temalı olacak, menü onun üzerine ekranlarda Doctor who dönecek.” derdi. Sonra bir gün arkadaşım Naz (capaldilieu) böyle bir cafenin Türkiye’de olduğunu söyleyince halim malum. Çıldırmış bir vaziyette oranın yolunu tutmak istedim. Nitekim geçtiğimiz hafta sonu bunu gerçekleştirmiş olduk. 

Türkiye’de Tardis Cafenin varlığını duymamanızın ve görmemenizin en önemli sebeplerinden biri yerinin Pendik’de olması. İnsan bekliyor merkezi yerlerde olsun Taksim, Kadiköy tarzı ama oraya açmışlar yeri. 

Konsept oldukça başarılı. Giriş kapısı Tardis’in giriş kapısının aynı. Bu çok iyi düşünülmüş bir detay. Bol bol fotoğraf çektirmelik. Girdiğiniz anda karşınıza hediyelik eşyalar çıkıyor. Magnetler, cuplar. Hepsi de birbirinden güzel, almanızı tavsiye derim. Teras katıda dahil 2 kat masalara ayrılmış. Ve duvarlar boydan boya Doctor Who fotoğraflarıyla dolu. Hatta tuvalet kapıları bile Tardis kapısı. İnsanın evine götüresi geliyor. Fotoğrafları çekmeye çalışmaktan birkaç kere düşme tehlikesi atlattım.

image

Sonra önümüze bir menü geliyor. Ve şansa bakın! o da Tardis şeklinde. Artık mutluluktan ağlayabilirim. Menüde isimler Doctor Who’dan esinlenilmiş olduğunu görebiliyorsunuz. Garsonlar sizinle yakından ilgileniyorlar, bir şey olduğunda hemen geliyorlar. Ayrıca bow tie takıyorlar. ^.^image

image


Yemekleri fena değildi ama tatlıları için aynı şeyi diyemeyeceğim. Porsiyonları acayip küçüktü ve fiyatıyla ters orantılıydı. “Tardis çıtırı” sipariş ettik, tadı benim zevkime hitap etmiyordu. Sanki buzluktan yeni çıkarılmış ve buz parçaları erimemiş hissi uyandırıyordu.

Naz önceden gittiği için oranın yetkililerinden cafe ile ilgili bilgiler almış hatta önerilerde bulunmuş. Cafenin teması için Doctor Who ve The Avengers arasında gidip gelmişler. Kazanan Doctor Who olmuş. Fotoğraflarda 12. Doktor yok. Onu da zaman içinde ekleyeceklermiş. Ve Naz ilk gittiğinde ekranda Number 1 tv dönüyormuş. Doctor Who bölümleri döndürseniz daha hoş olur demiş. Ve gittiğimizde televizyonda Doctor Who’nun bölümleri dönüyordu. Gerçekten hoştu her şey.

Eğer bir Whoviansanız gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. Değilseniz de güzel vakit geçireceğinizi söyleyebilirim. Yer konusunda zayıf kalıyor ama gidip görmenize değer. 

image

image

image

image

One of the best short films ever. Just 3 minutes and it will make you jump.

Twitter Blocked in Turkey as Prime Minister Pledges to 'Eradicate' it

sociable360com:



By Chris Taylor at Mashable

There’s electioneering, and then there’s what Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan just said Thursday on the campaign trail.

"We will eradicate Twitter," Erdoğan told a rally in Bursa in the west of the country. “I don’t care what the international community says. Everyone will witness the power of the Turkish Republic.” There are roughly 10 million Twitter users based in Turkey.

Erdoğan was referring to a recent and highly controversial law, passed by the Turkish Parliament, that allows the government’s Telecommunications Board to “shut down” websites based on anything it judges to be “privacy violations.” Two weeks ago, he also threatened to shut down Facebook and YouTube.



Read the full story »
http://ift.tt/NynbPz


posted 5 months ago / with 1 note VIA /