Amphibious Zoo - Truth Is No

What Is Love aşkına

İşten yorgun argın gelinmiş “Yarın nasıl olsa geç gideceğim.” mantığı ile hareket edip daldım “sosyal” aleme. Buzzfeed’e bakarken 90’lara ait 30 maddelik şarkı listesi yayınlamışlar. 90 çocuğuyuz bakmamak olmaz. İlk sıradan başladım dinlemeye. Dakika bir gol bir, içte bir şeyler sızlamaya başladı. Şöyle bir listeye göz atayım dedim başka neler var. İşte tam orada karşıma çıktı. Kalbim pırr pırr etti. 27 numara Haddaway’den What Is Love.

Bu şarkının yeri bende çok büyüktür. Sonradan anladım bendeki anlamını. Ne zaman dinlesem, aklıma hep üniversite geliyor. Daha doğrusu tiyatro. Khastt’de geçirdiğim zamanlar. Bu şarkı aynı zamanda bizim topluluğun marşı gibi bir şeydi. Bundan sebeptir akıllara repliklerin üşüşmesi, sahneler, provalar, turneler. En önemlisi de aramızdaki dostluk. Hafta içi çalışmalarda akşam 7 gibi bitirirdik, ben 9’a doğru anca eve giderdim. İşte o eve dönüş yolunda bu şarkıyı başa sarıp dinlerdim. Tamam bahsettiğim yıllar 2000’ler ama ben bu döneme anlamlandırdım. En çok içimi cız ettiren bu parça. Dokunsan ağlayacak moda getirir. Mentis, Estelle, Urania, Lamia, Garcin, 1. Vatandaş, Garson… ve daha o yıllarda hayatıma girmiş karakterler. Bu satırları yazarken şarkının şu kısmına denk geldi.

I want no other, no other lover
This is our life, our time
We are together, I need you forever
Is it love?

Lovedır arkadaş lovedır. O yıla olan lovedır, o döneme, o topluluğa, o dostluğa olan koccaman bir sevgi ve özlemdir. Şu şarkı sonrası içimi bir görsen çız bız olmuş gidiyor heyhat. 

Sizde biraz iç sızlatmak isterseniz buyrunuz linki buradadır:

http://www.buzzfeed.com/briangalindo/30-songs-from-the-90s-that-instantly-put-us-in-a-good-mood#1dmy5nw

There is a place where the malformed find grace. Where the hideous can be beautiful. Where strangeness is not shunned, but celebrated. This place is the theatre.

posted 1 month ago / with 0 notes /

My Reactions to The Purple Wedding

tumblr_inline_n415xkvtZu1qka5xo.gif (245×199)

image

image

image

More Minion Joy!

image

image

image

image

How I Met Your Mother Finali Ardından

How I Met Your Mother’ı izleme sebebim yıllarca Willow olarak izlediğim Alyson Hannigan’ın rol almasıydı. Cnbc-e’de HIMYM yayınlanmaya başladığı dönem Kitchen Confidential da yayınlanacaktı. Bu dizide Nicholas Brendon aka Xander oynuyordu. “Heh” dedim “Buffy’nin yokluğunu orada oynayan oyuncuların yeni dizileriyle hafifletmeye çalışırım.” demiştim. İkisini de izlemeye başladım. HIMYM daha ilk bölümden beni sarmıştı. Kitchen Confidential’ı birkaç bölüm izledim Nicholas hatırına ama yürümedi. Zaten sonra iptal edildi dizi. HIMYM öyle değildi. Alyson için izlemeye başladığım dizi artık vazgeçilmezlerim arasına girmişti. Lost izlermiş gibi anne hakkında ipuçları toplamaya başladım. Barney ve Robin lütfen lütfen lütfen birlikte olsun dedim. 9 sezon boyunca ne yaptılar ne ettiler izledim. Neil Patrick Harris, Emmy alsın istedim. Özellikle 5. sezonda. Robin’e aşık olduğu sezon, bakışları, Barneylikleri çok sevdim sevgili okur. Son sezonlara doğru izleyiciler isyan etmeye başladı. Dediler artık eski tadı vermiyor, bunun yol yol değil, Friends çakması, bu espriler bayatladı. Ben dinlemedim yine izledim. Severek izledim hemde. O bayat esprilere güldüm. “Barney ve Robin kavuşacaklar biliyorum, sakin.” dedim. Ta ki bu sezona kadar. Bu sezon artık canıma tak etti. 8. sezon sonunda nihayet anneyi gördük. “Heh 9 legendary olacak.” dedim. Olamadı. Bir sezon boyunca, tam bir sezon boyunca Robin ve Barney’nin evlenmesini bekledik. Sezon aynı mekanda ve geçmek bilmeyen zaman diliminde yaşandı. 22. bölümde nihayet Barney ve Robin evlendi. Benim için her şeyden değerliydi onlar, anneden bile. Favori shiplerim arasında öndedirler. Benim için önemli olan onların geleceğiydi, en çok meraklandıran.

Peki final ne oldu? Tam bir fiyaskoydu. Barney ve Robin boşandılar. Sen sezonlar boyu peşinde koş, bir darıl bir barış. Bu da yetmedi koskaca bir sezonu 9. sezonu bu ikisinin düğününe ada. Sonra git boşan. Tabi canım memnuniyetle. A tabi bir de annemiz öldü ki ben anneyi çok sevmiştim. Doğru tercih olmuş dedim. Hele o finaldeki sarı şemsiyenin altındaki sahne yok mu? Son future Ted “And that, kids… is how i met your mother.” demez mi. İşte orada bitmeliydin ey HIMYM. Neden orada bitmedin? Zaten beni mahvettin Barney ve Robin’i ayırarak. Ve dayanamadın gittin Ted ve Robin’i birleştirdin. NEDEEEEENNN?? 

En çok ne kalbimi ağrıtıyor biliyor musunuz, ekibin çıkıp yüzünde gülücüklerle “Hehhe bu da bizim finalimiz, çok şekeeer. Harika değil mi?” demeleri. Bunun gerçekten güzel olduğuna inanıyor musunuz Carter Bays ve Craig Thomas? Hele sen Alyson! Gerçekten buna final mi diyorsun? Yazık değil mi bu anneye, bize? Bu kesinlikle hak ettiğimiz final değildi. Bir dizi beni bu kadar hayal kırıklığına uğratabilirdi. Hiç beklemezdim senden ey How I Met Your Mother. Seni güzel zamanlarınla hatırlayacağım, emin olabilirsin. 

Tardis Cafe

İnternette fotoğraflarına bakıp “Keşke böyle yerler Türkiye’de de olsa.” dediğim bakıp bakıp yurt dışındaki insanları kıskandığım cafedir. Hangi baba yiğit çıkıp “Tardis Cafe açıyorum, her şey Doctor Who temalı olacak, menü onun üzerine ekranlarda Doctor who dönecek.” derdi. Sonra bir gün arkadaşım Naz (capaldilieu) böyle bir cafenin Türkiye’de olduğunu söyleyince halim malum. Çıldırmış bir vaziyette oranın yolunu tutmak istedim. Nitekim geçtiğimiz hafta sonu bunu gerçekleştirmiş olduk. 

Türkiye’de Tardis Cafenin varlığını duymamanızın ve görmemenizin en önemli sebeplerinden biri yerinin Pendik’de olması. İnsan bekliyor merkezi yerlerde olsun Taksim, Kadiköy tarzı ama oraya açmışlar yeri. 

Konsept oldukça başarılı. Giriş kapısı Tardis’in giriş kapısının aynı. Bu çok iyi düşünülmüş bir detay. Bol bol fotoğraf çektirmelik. Girdiğiniz anda karşınıza hediyelik eşyalar çıkıyor. Magnetler, cuplar. Hepsi de birbirinden güzel, almanızı tavsiye derim. Teras katıda dahil 2 kat masalara ayrılmış. Ve duvarlar boydan boya Doctor Who fotoğraflarıyla dolu. Hatta tuvalet kapıları bile Tardis kapısı. İnsanın evine götüresi geliyor. Fotoğrafları çekmeye çalışmaktan birkaç kere düşme tehlikesi atlattım.

image

Sonra önümüze bir menü geliyor. Ve şansa bakın! o da Tardis şeklinde. Artık mutluluktan ağlayabilirim. Menüde isimler Doctor Who’dan esinlenilmiş olduğunu görebiliyorsunuz. Garsonlar sizinle yakından ilgileniyorlar, bir şey olduğunda hemen geliyorlar. Ayrıca bow tie takıyorlar. ^.^image

image


Yemekleri fena değildi ama tatlıları için aynı şeyi diyemeyeceğim. Porsiyonları acayip küçüktü ve fiyatıyla ters orantılıydı. “Tardis çıtırı” sipariş ettik, tadı benim zevkime hitap etmiyordu. Sanki buzluktan yeni çıkarılmış ve buz parçaları erimemiş hissi uyandırıyordu.

Naz önceden gittiği için oranın yetkililerinden cafe ile ilgili bilgiler almış hatta önerilerde bulunmuş. Cafenin teması için Doctor Who ve The Avengers arasında gidip gelmişler. Kazanan Doctor Who olmuş. Fotoğraflarda 12. Doktor yok. Onu da zaman içinde ekleyeceklermiş. Ve Naz ilk gittiğinde ekranda Number 1 tv dönüyormuş. Doctor Who bölümleri döndürseniz daha hoş olur demiş. Ve gittiğimizde televizyonda Doctor Who’nun bölümleri dönüyordu. Gerçekten hoştu her şey.

Eğer bir Whoviansanız gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. Değilseniz de güzel vakit geçireceğinizi söyleyebilirim. Yer konusunda zayıf kalıyor ama gidip görmenize değer. 

image

image

image

image

One of the best short films ever. Just 3 minutes and it will make you jump.

Twitter Blocked in Turkey as Prime Minister Pledges to 'Eradicate' it

sociable360com:



By Chris Taylor at Mashable

There’s electioneering, and then there’s what Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan just said Thursday on the campaign trail.

"We will eradicate Twitter," Erdoğan told a rally in Bursa in the west of the country. “I don’t care what the international community says. Everyone will witness the power of the Turkish Republic.” There are roughly 10 million Twitter users based in Turkey.

Erdoğan was referring to a recent and highly controversial law, passed by the Turkish Parliament, that allows the government’s Telecommunications Board to “shut down” websites based on anything it judges to be “privacy violations.” Two weeks ago, he also threatened to shut down Facebook and YouTube.



Read the full story »
http://ift.tt/NynbPz


posted 5 months ago / with 1 note VIA /

Türkçe ;

14 yaşindaki ‪#‎BerkinElvan‬ Haziran’ın 1’inde başından 850 gramlık bir gaz kapsulu ile vuruldu. Eylemci değildi, ekmek almaya gidiyordu.268 gün boyunca enfeksiyon ve yüksek ateşle mücadele ederek komada kaldı. Bugun sabah saat 07.00 da öldüğünde 16 kiloydu. Şu anda polis bunca zamandır yatmakta olduğu hastaneye saldırmakta ve bu saldırılar sırasında bir eylemci daha başından vuruldu. Şu anda bilinci kapalı.Ailesinin çocuklarının yasını tutmaya fırsatı olmadı.Türkiye’deki polis vahşetinin farkında ol. Diktatörü herkesin bilmesini sağla!

İspanyolca ;

Berkin Elvan de 14 años en 1 de junio fue golpeado con cápsula de gas de 850 gramos. No era activista. Iba a comprar pan. Durante 268 días combatiendo la infección y la fiebre alta se encontraba en estado de coma. Hoy a las 7 de la mañana cuando murió pesaba 16 kilos. Ahora mismo la policía esta atacando al hospital donde murió Berkin y un activista mas durante estos ataques recibió un disparo en la cabeza y esta inconsciente. Su familia nunca tuvo una oportunidad a llorar a sus hijos. Ser consciente de la brutalidad policial en Turquía. Haz que sepa todo el mundo a este asesino dictador!!!

İngilizce;

14 year old ‪#‎Berkin‬ Elvan was shot with a 850 gr. gas cannister on june 1st. He was not a protester he was going to the market to buy some bread. He was in a coma trying to survive fighting infections and high fever for 268 days. He was 16 kgs when he died today, at 07.00 am. Now the police are attacking the hospital he has been staying at and another protester was shot in the head during the attacks. He is unconscious now. The family did not have time to mourn their child before the police attack. Be aware of the police violence in Turkiye. Let everyone know about the dictator.

Fransızca ;

Le premier juin, Berkin Elvan , un garçon de 14 ans a eu une capsule de gaz de 850 grammes sur sa tête, il n’était pas parmi les manifestants il allait seulement acheter du pain. Pendant 268 jours il a lutté contre l’infection et la fièvre au coma. Ce matin, quand il est décédé, il pesait 16 kg. Maintenant, les polices attaquent les manifestants devant l’hôpital et cependant un manifestant a eu une balle dans sa tête, il a perdu sa conscience. Sa famille, elle n’a pas eu le temps de faire son deuil, prends conscience de la violence policière en Turquie. Parle à tout le monde de cet dictateur .

Almanca;

‪#‎Todinistanbul‬ #BerkinElvan , ein 14 jaehriger Junge, ist heute im Koma gestorben. Er wurde am 1. Juni von einem 850gr. Traenengaskanister am Kopf getroffen. Er war nicht gekommen um zu protestieren, sondern kaufte ein Brot im Laden und war auf dem Weg nach Hause. Seit heute Morgen werden die Menschen, die zum Krankenhaus gekommen sind, um ihr Beileid auszusprechen, wieder von Gaskanistern bombardiert. Die Gassbomben werden teilweise auch ins Krankenhaus geschossen. Ein weiterer Mann wurde bei diesen Attacken am Kopf getroffen und schwer verletzt- er ist derzeit bewusstlos. Lasst alle wissen, was hier los ist! Der Staat laesst morden ohne mit der Wimper zu zucken!

İtalyanca: Berkin Elvan, un ragazzo che ha 14 anni, e’ stato colpito con una capsula gas di 850 grammi al primo di giugno. Lui non era una manifestante, era solo un ragazzo che stava andando a comprare un pane. Lui era in coma da 268giorni combattando l’infezione e la febbre alta. Oggi alle7:00, lui e’ morto, aveva 16 chili. Adesso la polizia sta attaccando all’ospedale sua e anche una manifestante e’ stato colpito dalla sua testa. Questa manifestante ha perso la sua coscienza. La famiglia di Berkin neanche non hanno potuto di avere il lutto per il loro figlio. Sii consapevole dell’ orrore della polizia in Turchia. Fai sapere a tutti questo dittatore!

—(via brstuna)